ve reparenting
Son zamanlarda etrafıma bakarken aynı şeye takılıyorum. Çevremde anne olan, ebeveyn olan insanlarda ortak bir yorgunluk var. Herkesin hayatı farklı, şartlar farklı, imkanlar farklı ama konuşmalar bir yerde birbirine benziyor. Bu yorgunluk çoğu zaman bireysel bir hassasiyet, modern annelerin dayanıksız olması gibi Türk toplumunun aşmakta niyetli olmadığı kadın düşmanı yorumlarla okunuyor ama bana kalırsa mesele bu değil bundan daha farklı ve geniş.
Bugün ebeveynlik artık sadece bakım vermekle ilgili değil. Çocuğun davranışına değil, davranışın arkasındaki duyguya bakmak gerektiğini biliyoruz. Ağlamanın susturulacak bir şey olmadığını, öfkenin çoğu zaman bir ihtiyaçtan doğduğunu, sakinleşmenin tek başına öğrenilen bir beceri olmadığını biliyoruz. Bu bilgi yeni değil belki ama bu kadar yaygın, bu kadar erişilebilir olması yeni. Ve bu durum ebeveynliğin ağırlığını ve sorumluluğunu başka bir yere taşıyor. Çünkü bilmek sorumluluk doğuruyor.
Ve en önemlisi bilinçlenme yalnızca çocuğa dair bir farkındalık yaratmıyor. Aynı anda ebeveynin kendi çocukluğunu da harekete geçiriyor. İnsan çocuğunun ihtiyacını bu kadar yakından gördüğünde, kendi ihtiyacının nasıl “karşılanmadığını” da fark ediyor…
Çocuğuna gösterdiği sabırda, yıllar önce kendisine gösterilmeyen bir şeyle karşılaşıyor. Çocuğunun duygusunun yanında dururken, kendi duygularıyla ne kadar yalnız kaldığını fark ediyor.
Burada reparenting dediğimiz şey başlıyor. Bu, bilinçli bir karar gibi yaşanmıyor. Kimse oturup “şimdi kendi çocukluğumu onaracağım” demiyor. Daha çok, çocuğa verilen her eşlik anında, insanın içinden başka bir şeyin de ayağa kalkması gibi. Sanki geçmiş ve şimdi aynı anda konuşmaya başlıyor. Aynı anda hem ebeveyn hem çocuk olma hali.
Bu da ebeveynliğe ikinci bir katman ekliyor. İnsan yalnızca çocuğun duygusunu taşımıyor. Aynı anda kendi içindeki yarım kalmış yerlerle de temas ediyor. Bu temas her zaman düzenli, iyileştirici ya da anlamlı hissettirmiyor. Bazen sadece orada duruyor. Ama yok da olmuyor. Çocuğun ağlaması, yetişkinin kendi geçmişinden bir hissi çağırabiliyor. Sinir sistemi bu iki deneyimi ayrı ayrı işlemiyor.
Belki de bu yüzden bugünün ebeveynliği bu kadar ağır. Çünkü sadece ileriye doğru yaşanmıyor. Aynı anda geriye doğru da çalışıyor. İnsan bir yandan çocuğunu büyütürken, bir yandan kendi hiç sahip olmadığı bir çocukluğun izlerini de hatırlıyor ve taşımaya çalışıyor. Kendi çocuğuna vermeye çalıştığı şey, çoğu zaman hazır bir miras değil. Sonradan öğrenilmek zorunda kalmış, düşünülmüş, tekrarlarla, sabırla, zorlanarak kurulmuş bir yakınlık.
Ama tam da burada, bu deneyim geleceğe dair bir şey söylüyor. Çünkü ilk kez bir kuşak, sevgiyi olduğu gibi aktarmıyor. Onu yeniden kuruyor. Kendi tanımadığı bir güveni, hiç yaşamadığı bir duygusal dili öğrenerek inşa ediyor. Bu yalnızca ebeveynlikle ilgili değil. Kadın-erkek ilişkilerinin, genel insan ilişkilerinin, bakımın ve sorumluluğun nasıl değiştiğine dair sessiz bir işaret.
Bugün ebeveynlikte gördüğümüz bu bilinçli eşlik hali, yarın başka alanlara da taşacak gibi duruyor. Yakınlıklara, ilişkilere, toplumun gelecekte alacağı şekle…
Çünkü burada öğrenilen şey sadece çocukla ilgili değil. Bir duygunun nasıl taşındığı, bir ilişkinin nasıl kurulduğu ve devam ettirildiği, bir yükün nasıl paylaşıldığı, bir başkasının iç dünyasında nasıl durulduğuyla ilgili.
Bu yüzden modern çağda ebeveynlik, gelecekte dünyanın nasıl bir yer olacağına dair temel bir bilgi taşıyor. Daha yavaş, daha dikkatli, daha güven ve sevgi dolu, daha hassas ama aynı zamanda daha zor bir insanlık hali.
Bunun nereye varacağını bilmiyoruz. Ama şu an yaşanan şeyin geçici bir hassasiyet olmadığı açık. Burada, henüz tam adını koyamadığımız bir dönüşüm var.
Ve belki de bu yazıyı asıl ilginç kılan şey tam olarak bu. Henüz bitmemiş olması.
